TREND DERGİSİ – AŞK İLE SEVGİ İÇİNDE

AŞK İLE SEVGİ İÇİNDE

Demek geliyor hep içimden…

Aşk’ın ve Sevginin sınırsızlığı ile sizlerle yazışmak istiyorum, hal her ne olursa olsun.

Sevginin olmadığı şefkatin olmadığı yerde Işık olmaz. Bizler Sevgi ile sevgi içinde çoğalırız.

Ana-baba kucağını veya anaçlık hallerinizi düşünün, onların bizlerle korumacı sevgisini nasıl paylaştığını düşünün…

Şimdi sevginin yaratığı titreşim ile öfkenin yaratığı titreşimin arasındaki farkı sizlere deney imletmek istiyorum

Lütfen gözlerinizi kapatın.Derin birkaç nefes alarak kendinizi anın farkında lığına getirin

Öncelikle kızgın öfkeli bir ortam hayal etmenizi istiyorum, ya da yaşadığınız bir tatsız anıyı hatırlayın bir anlık.

Burada nefesinizin, bedeninizin ve kaslarınızın durumunu farkında lığınıza getirin, hatta yüzünüzün ne şekillere girdiğini gözünüzü açmadan bile hissedebilirsiniz…İzni verin kendinize ve kalın bir süreliğine bu duygunun içinde…

Şimdi bu hissettiklerinizi dondurun. Tekrar dönüp hatırlamak kaydıyla.

Ardından yüklü Sevgi dolu bir ortamdasınız.Neresi burası?. Çok mutlu olduğunuz an mı? veya anlar mı? Yaşanmışlıklar mı? Bedeninizi  tarayın nasıl hissettiğinize bakın.Hangi organınız titreşiyor,kalbiniz ne durumda ,yüzünüzdeki ifade nasıl,hele hele nefesiniz nasıl seyredin kendinizi,bedeninizden çıkıp.

Yayın bunu tüm hücrelerinize derin nefeslerle,kendinize Sevgi verin ve kalın bunun içinde ne kadar isterseniz..

Şimdi gözlerinizi açın ve ikisinin arasındaki farkı fark etmeniz için kendinizi alan tanıyın.

Acının bedendeki titreşimi ve fiziksel bedeninizdeki uyumsuzlukla, Sevginin mükemmel titreşimindeki fiziksel,zihinsel ve duygusal bedeninizdeki ahenk arasındaki farkı hissedebildiniz mi?

Sonuç inanılmaz değil mi?

Bu çalışmayı size yaptırmamdaki sebep yaşadığınız her duygusal olayda kendinizi tanımaya başlamanız. Hangi olaylara, hangi duygusal konulara tepki veriyorsunuz. Bu tepkiler de sizlerin hangi organlarınızın ritmini bozuyor. Yani zihinsel, duygusal olumsuzlukların fiziksel dönüşümleri gibi.

Dolayısıyla bu girmiş olduğumuz Altın Çağ da eskilerin deyimi ile “Gülü düşün gülistanlık olsun her yer”

Öfke ve Sevgi denildiğinde şu Hintli ermişin öyküsü geliyor aklıma, paylaşmaktan da çok keyif alıyorum J

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.

Sevgi ne demek?  Dediğimizde de bu yazı bize verilen en büyük hediye.

Bir de çalışmalarımda en çok sorulan soru…

KENDİMİ SEVMEYİ ÖĞRENMEK ne demek?

Evet sizce ne demek?

Başaklarının Sevgi sözcükleri ile tatmin olmak mı? Ya da olmaya çalışmak mı?

Ya da gereksiz dikkat çekme hali mi?

HAYIR diyememek mi?

Ya da en önemlisi bencilce davranmak mı? Hatta bazıları kendini sevmekle bunu çok karıştırıyor.  “BENCİ OLALIM BENCİL DEĞİL” J

EVET Tabiî ki bunların hiç biri değil.

İnsanın kendini sevebilmesi kendinle barış içinde olabilmesi;

Aynada kendine bakabilip dürüst olabilmesi…

Yalanı bırakması maskelerini atması…

Önce ben diyebilmesi,önceliklerini bilmesi. Bencil olan ben değil Bunu kolaylıkla görebilirsiniz.

Yapmak istemediği bir şeye “HAYIR” diyebilmesi…

Gerçeğini kabul etmesi…

Kendinin iyi ve kötü tarafları ile yüzleşebilmesi… İyi taraflarına teşekkür edip olumsuz tarafları üzerine yürekli bir şekilde çalışabilmesi…

Yanlışlarını düzeltebilecek yaklaşımlarda bulunabilmesi ve yanlış yaptığında da özür dileyebilmesi…

Kendini her hali ile sevebilmesi koşulsuzca, asla şartlı değil…

Ve en önemlilerden biri de yatağına yattığında egosuzca kendinle yüzleşip o günün muhakemesini yapması, doğrusu ile yanlışı ile kendine yardımcı olması… Ve yaşarken SENİ

SEVİYORUM diyebilmesi…JJJ

Tüm bunları başarabilen kişi kendini sevdiği gibi tüm canlıları sever ve SEVGİ dolu yüreğinden taşan her titreşim ile herkesi birbirine bağlar…KOŞULSUZCA…

Allah’ım doldursun yüreklerinizi AŞK ve SEVGİ ile

Categories: Basın

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir